yağmur sonrası;baharız....

• 20/8/2009 - HoÅŸ Geldin 11 Ayın Sultanı RAMAZAN Sonsuz Salat ve Selam Sevgili

Kategori: yagmurum
 
Her Gece 5 Åžeyi Yapmadan Yatma
 
 
peygamberimiz (s.a.v) Ali H.z Åžöyle Dedi:-

ya Ali BeÅŸ Åžeyi Yapmadan Yatma:-

1-kur'anın Hepsini Okumadan Yatma.

2-dört Bin Dirhem Sadaka Vermeden Yatma.

3-kabeyi Ziyaret Etmeden Yatma.

4-cennette Yeriniz Hazırlamadan Yatma.

5-küs OlduÄŸun Biriyle Barışmadan Yatma.


ali Radıyallahu Anhu Bu Nasıl Olur Ya Resulallah Dedi.?

peygamberimiz(s.a.v) Åžöyle Buyurdu:-

bilmiyormusunki:-

1- (3 Kere) İhlas Süresi Kur'anın Hepsine EÅŸittir.

2-(4 Kere) Fatiha Süresi 4 Bin Dirheme EÅŸittir.


3- (10 Kere) Lailahe İllallahu Vahdehu La Şerikele

lehü El'mülkü Ve Lehü El'hamdü

yuhyi Ve Yümitu

ve Hüve Ala Külli Åžey'in Kadiyr Demende Kabeyi Ziyarete EÅŸittir

4-(10 Kere) La Havle Vela Kuvvete İlla Billahi

el Aliy El Aziym Demen Cennette Yerini Hazırlamana Vesiledir.

5- (10 Kere) Estağfurullahi El Aziym Ellezi Lailahe İlla Hu El Hay El Kayyum
ve Etubu İleyhi Demen Darğın Ve Husumetli Olduğun İnsanlarla Barışmış
derecesinde Ecre Vesiledir.

 

 
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/5/2009 - MEKTUP...

Kategori: nerice



ANTALYALI GENÇ KIZA MEKTUP



       Mektubunuza vaktinde cevap veremedim. Maalesef kâtibim yok. Halbuki ÅŸair, muharrir ve üniversite hocası olarak iÅŸim epey fazla. Lise sınıflarını, vaktiyle efsanevî denebilecek uzak bir çaÄŸda, yani 1918-1919 yılları arasında, benim gibi Antalya'da okuyan ve beni merak eden bir genci hiçbir ÅŸekilde bekletmek istemezdim.

       Edebiyatı gerçekten seviyor musunuz? Eserlerimle temasınız var mı? Buralarını bilmiyorum. Mektubunuzda beni layıkıyla okuduÄŸunuzu gösteren bir emareye rastlamadım. Yalnız, lise talebesisiniz ve Antalya'dasınız. Yani 1918-1919 yılları arasında aÅŸağı yukarı benim yaÅŸadığım hayatı yaşıyorsunuz. İşte size bunun için yazıyorum. BulunduÄŸunuz memleketin, belki de orada doÄŸdunuz, hayatımda mühim bir yeri vardır. Sizin sahillerinizde, o denize bakarak, o lodos dalgalarını seyrederek, benim gençliÄŸimde ÅŸimdikinden çok az verimli olan meyve bahçelerinde dolaşırken ilk ÅŸiirlerimi tasavvur ettim ve edebiyattan baÅŸka bir ÅŸey yapamayacağımı anladım. YavaÅŸ yavaÅŸ bir hülya adamı oldum.

       Hayatımı herhangi bir antolojide bulabilirsiniz. 1901'de doÄŸdum. Babam kadıydı. Bu yüzden çocukluÄŸum daha ziyade onun Anadolu'da tayin olduÄŸu yerlerde geçti. İstanbul'da iki memuriyet arasında kalıyorduk. Ergani madeninde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buÄŸulu bir camdan karla örtülü bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yaÄŸmaya baÅŸladı. Bir çeÅŸit çok lezzetli bir hayranlık içinde kalmıştım. Bu ânı her karlı günde hatırlar ve yaÄŸmasını beklerim.

       Ergani'den sonra Sinop'a gittik (1908-1910). Orada denizle dost oldum. ÇocukluÄŸumun en büyük zevki bir berzahta kurulu ÅŸehrin iki yanındaki deniz kıyısında oynamaktı. Tophane tarafında (asıl ticaret limanı) bir yerde DelibaÅŸ diye bir ustanın gemi imalâthanesi vardı. Ben yedi, sekiz yaşımda bu geminin gönüllü iÅŸçileri içindeydim. Fakat arka taraftaki kumlukta dalgaların geliÅŸini seyretmekten hoÅŸlanırdım. Sonradan Åžile ve Kilyos'a benzediÄŸini öÄŸrendim. Hiçbirisi kumluk sahilde dalgaların birbiri ardınca çığlar halinde geliÅŸi kadar güzel olamaz.

       Siirt'te uzak daÄŸlara akÅŸam saatlerinde çöken yalnızlığı ve yıldızlı geceleri tanıdım. Yazları çok sıcak olan bu memlekette damlarda yatardık. Yıldızlı gece beni büyülerdi sanki. Sonsuzluk dalga dalga vücudumu ve ruhumu doldururdu. Bir Sümer rahibi gibi muhayyilem hep yıldızlarla meÅŸguldü. Sırrın içinde yüzerdim. Buna akÅŸam saatlerinde uzak daÄŸların o korkunç yalnızlığını, o ezici morluÄŸu ilave edin. Kerkük'te yine damlarda yatardık (1913-1914). Yine gece ve yıldızlar. Åžimdi kaybettiÄŸimiz bu ÅŸehre on üç yaşımda gelmiÅŸtik. Üç evde oturduk. Üçünün de geniÅŸ bahçeleri vardı.

       Antalya'ya 1916 sonbaharında geldik. Epeyce büyümüÅŸtüm. Tek başıma, geceleri deniz kıyısında veya kayalıklarda, Hastahanebaşı'nda gezmek hakkım vardı. Karanlık epeyce inip de kayaların gölgesi beni korkutana kadar orada kalırdım. Denizin iki manzarası beni çıldırtırdı. Biri bu kayaların sahile bakan yerinde sabah ve akÅŸam saatlerinde durgun denizin ışığıyla dipteki taÅŸ ve yosunlarla aldığı manzara, biri de öÄŸle saatlerinde güneÅŸ vuran suyun elmas bir havuz gibi geniÅŸlemesi. Bunlar benim muhayyilem için büyük manaları olan ÅŸeylerdi. Bu manalar sade güzel deÄŸildiler, bana bir türlü çözemediÄŸim bir hakikati veya sırrı anlatıyorlardı.

       Bir gün İstanbul'a tahsile gönderecekleri gün, Hastahanebaşı'na giden bu manzara ile bir daha karşılaÅŸtım. Fakat büsbütün baÅŸka ÅŸekilde. Dostlarım Ali Kemahlı ile Nail'in evlerine gidiyordum. Bu evle yandaki evin arasındaki boÅŸluktan yine güneÅŸin bütün bir saltanat içinde dinlendiÄŸi durgun denizi gördüm. Hiçbir ÅŸey insana bu kadar yakın ve buna raÄŸmen ezici ÅŸekilde güzel olamazdı. Manzara, söylediÄŸim gibi, benim için yeni deÄŸildi. GideceÄŸim evin denize bakan herhangi bir yerinden Nail ile dama oynadığımız taraçadan da görebilirdim. Fakat o anda yeni bir ÅŸey gibi görüyordum. Bir iki dakika büyülenmiÅŸ gibi bu manzaraya baktığımı hatırlıyorum. Denizin ve aydınlığın dersi miydi? Böyle olsa bile o anda zihnimde herhangi bir vuzuh yoktu. Sadece mühim bir ÅŸey olduÄŸunu biliyordum. Zaten gördüklerimi zihnî hayatıma nakledebilecek bir bilgim yoktu.

       O devirlerde bu ÅŸiire adamakıllı kendimi vereceÄŸim devirdi. Çocuk denecek seviyede ve sadece roman okumayı seven bir adamdım. Bununla beraber, çözülmesi gereken psikolojik bir muamma karşısında bulunduÄŸumu ve bunun benim gördüÄŸüm ÅŸeyle kaynaÅŸan ÅŸey arasında halledileceÄŸini sezdim. Bu manzaranın sırrını çözebilsem, çözersem, çözebilirsem kendim için her ÅŸeyi halletmiÅŸ olacağıma kani idim. Fakat henüz çare ve fırsatlara sahip deÄŸildim. Bu ancak büyülenme kelimesiyle anlatılabilecek bir histi. Fakat galiba bu da yetmez, hakikat ÅŸu ki, üzerimde bir türlü çözemediÄŸim bir sır, gelecek zamana ait bir ders tesiri yapıyordu.

       1921 yılında tekrar Antalya'ya tatil için döndüÄŸüm zaman bir gün yine Hastahanebaşı yolunda iki evin arasında tekrar güneÅŸle birleÅŸmiÅŸ, güneÅŸin havuzu ve sarayı olmuÅŸ bu su ile karşılaÅŸtım. Manzara sadece muhteÅŸemdi. Fakat bu güzellik bana acayip bir ölüm düÅŸüncesi arasından geldi. Hiçbir ÅŸey bu kadar insana yakın, buna raÄŸmen bu kadar ezici, ondan ayrı olamazdı. Bu, ÅŸiire adamakıllı kendimi verdiÄŸim sene idi. Bir çok ÅŸair okumuÅŸtum. Yahya Kemal'i, HaÅŸim'i tanıyordum. Zannederim ki, o gün kendi ÅŸiirimin benim dışımda örneÄŸini gördüm. Bunu gerçekten anladım mı? Bir insan kendisini ancak hayatının küçük meselelerinden sıyrıldığı yahut onları zihnî bir ÅŸekle soktuÄŸu zaman bulabilir.

       Talihimiz içimizde çok gizli bir yerdedir. Fakat ona eriÅŸebilmemiz için çok ÅŸeylerden kurtulmamız lazımdır. Bu, bende çok geç oldu. 1921 yılında ise, ben henüz bu çaÄŸda deÄŸildim. Dilin dışında hiçbir ÅŸeyin üzerinde duramıyordum. Aynı günlerde, yine bulunduÄŸumuz memlekette denizin bir baÅŸka manzarasıyla karşılaÅŸtım. Güvercinlik denen deniz maÄŸarasını gördüm. Bu maÄŸara suyun hücûmuyle, açılıp kapanan aydınlığıyle benim için mühim bir ÅŸey oldu. DediÄŸim gibi, gördüklerimi henüz küçük bir keÅŸif haline getirecek seviyede deÄŸildim. Fakat estetiÄŸimin temeli olan rüya fikri, biraz da bu maÄŸaraya baÄŸlıdır. Huzur romanımda Antalya'dan bahis vardır. Hastahanebaşı'ndaki kayalar, güvercinlik ve deniz, Mümtaz'ın iç hayatının adeta örgüsünü yaparlar. Fakat dikkatli okumak, gizli baÄŸları bulmak lazımdır. Bütün roman bu iç zemin üstüne düÅŸer.

       Ä°stanbul denizi ve BoÄŸaziçi geceleri gene bu senelerde gelir. Fakat asıl hayaller dünyanın bir tarafını çocukluÄŸumun yıldızlı geceleri ve insana yalnız nefsinin ve aczinin sembolü daÄŸlar, bir tarafını deniz üzerine anlattıklarım teÅŸkil eder. Bunlar benim ÅŸiirlerimin "algebre" tarafıdır diyebilirim. Yıldızlı gece ve denize, dağın içimizde uyandırdığı yalnızlık duygusundan gittim. Deniz insanla durmadan konuÅŸur. Bununla beraber yalnızlık duygusu benden gitmiÅŸ deÄŸildir. Bittabi bu manzaraları bu ÅŸekilde örebilmem için hayata İstanbul gibi bir deniz ÅŸehrinden bakmam gerekirdi.

       Åžiirde ve fikirde ilk ve galiba yüzünü gördüÄŸüm son hocam Yahya Kemal oldu. HaÅŸim'i daha evvel okumuÅŸ ve sevmiÅŸtim. Bu iki ÅŸair bana kendilerinden evvelkileri unutturdular. Yahya Kemal'in derslerinden -fakülte hocamdı- ayrıca eski ÅŸiirlerin lezzetini tattım. Gâlib'i, Nedîm'i, Bâkî'yi, Nâilî'yi ondan öÄŸrendim ve sevdim. Yahya Kemal'in üzerimdeki asıl tesiri ÅŸiirlerindeki mükemmeliyet fikri ile dil güzelliÄŸidir. Dilin kapısını bize o açtı. Bazıları bu tesiri baÅŸka türlü görüyorlar. Hakikatte estetiÄŸimiz ayrıdır. Yalnız millet ve tarih hakkındaki fikirlerimde bu büyük adamın mutlak denecek tesiri vardır. BeÅŸ Åžehir adlı kitabım onun açtığı düÅŸünce yolundadır, hatta ona ithaf edilmiÅŸti. İki defasında da bu kitap bulunduÄŸum yerde basılmadı ve ben bu ithafı yapamadım.

       Bende asıl büyük tesir, Fransız ÅŸiirinden ve bu ÅŸiirin, Baudelaire-Mallarme-Valery kolundan geliyor. Fakat bu çizgi de tam deÄŸildir. Gerard de Nerval diye çok mühim bir Fransız ÅŸairini, Hoffmann ve Edgar Allan Poe'yu, Faust'u ile Goethe'yi, Dede Efendi'yi, Mozart ve Beethoven'i, Bach'ı, sevdiÄŸim Fransız ve İtalyan ressamlarını, Fransız "impressioniste" ressamların mühimini, bazı modernlerin payını da ayırmak lazımdır. Nihayet bütün bunlara bence an sevdiÄŸim romancı olan Marcel Proust'u da ilave etmek gerekir. Asıl estetiÄŸim Valery'yi tanıdıktan sonra (1928-1930) yıllarında teÅŸekkül etti. Bu estetiÄŸi veya ÅŸiir anlayışını rüya kelimesi ve ÅŸuurlu çalışma fikirleri etrafında toplamak mümkündür. Yahut da musıkî ve rüya, Valery'nin, "velev ki, rüyalarını yazmak isteyen adam bile azami ÅŸekilde uyanık olmalıdır," cümlesini, "en uyanık bir gayret ve çalışma ile dildeki bir rüya halini kurma," ÅŸeklinde deÄŸiÅŸtirin, benim ÅŸiir anlayışım çıkar.

       "Ne içindeyim zamanın" ÅŸiiri, ÅŸiir halini, kozmosla insanın birleÅŸmesini nakleder ki, bir çeÅŸit murakabe (içine dalma) ve rüya halidir. Görüyorsunuz ki, hakikî romanın tesadüfleri ve tuhaflıkları ile alâkası yoktur. Zaten rüyanın kendisinden ziyade, benim ÅŸiir anlayışımda, bazı rüyalara içimizde refakat eden duygu mühimdir. Asıl olan duygu bu duygudur. Musikî burada iÅŸe girer. Çünkü bu duygu musikîÅŸinas olmamak ÅŸartıyla musikî sevenlerde bu sanatın uyandırdığı hisse benzer. Bunu, yaÅŸadığımızdan baÅŸka bir zamana gitmek diye tarif edebilirim. BaÅŸka türlü ritmi olan ve mekanla, eÅŸya ile içten kaynaÅŸan bir zaman.

       Ä°kinci ÅŸiir "BoÄŸazda AkÅŸam", ÅŸiirin örgüsünü anlatır. Bu ÅŸiirde realite olarak tek bir bulut vardır. AkÅŸamla bu bulut deÄŸiÅŸir, fakat biraz kavis olur ve ölür. Attığı çığlıklar camlarda tutuÅŸur, fakat biraz sonra tekrar bir yıldız olarak gelir, BoÄŸaz sularında yüzer. Böylece bir bulut, bir obje etrafında bir atmosferin kurulması hikayesi. Burada musikî ile bir benzerlik vardır. Musikî durmadan deÄŸiÅŸir. DeÄŸiÅŸerek aleminizi içimizde kurar.

       Bunların dışında ÅŸiirin yapısı, yahut neticeye bizi vardırarak çalışmanın kendisi gelir. Bence ÅŸiir bir ÅŸekil meselesidir. Åžekil her ÅŸeyden evvel dilin vezin ve kafiye ve ÅŸiire ait diÄŸer kaideler yavaÅŸ yavaÅŸ bizde ÅŸahsî bir teknik haline gelirler. Ve dile bu sayede, evvelâ kendi sesimiz, ve biraz da o yolla ve onunla beraber benliÄŸimiz, iç hayat tecrübelerimiz girer. Sesten çok bahsettim; çünkü insan biraz da sestir. Sesimiz nabzımızla deÄŸiÅŸir. Alelade konuÅŸma anında bile -eÄŸer çok umumi bir ÅŸeyden bahsetmiyorsak- sesimiz daima deÄŸiÅŸir. Hislerimiz, heyecanlarımız, bütün iç varlığımız sesimizdedir. Çığlık ÅŸiirin yapısıdır. Bütün mesele dili bir sesin kendisi yapmaktır. Bu, adım adım, yani mısra mısra olur. Åžu halde her mısra ÅŸekildir.

       Sanatta hocalarımdan biri olan ve ÅŸiirlerini çok beÄŸendiÄŸim Stephane Mallarme mısraı, "bir çok kelimeden yapılmış hususi bir dalgalanması olan tek ve uzun bir kelime," diye tarif eder ki, çok doÄŸrudur. Valery ise, ÅŸairde kulağın daima uyanık bulunması gerektiÄŸini söyler ki, aynı ÅŸeydir. Çünkü kulağımız ÅŸiir iÅŸlerinde en büyük kontroldür. Bence ÅŸiir meselelerinde en güç ÅŸey, insanın, kulağıyla tam bir iÅŸbirliÄŸi yapmasıdır. O hem sizin olmalı, hem de sizi idare edecek kadar dışarınızda, hâttâ tarafsız olmalı. Ancak bu ÅŸekilde ÅŸiir naÄŸme olur. Bizi his ve heyecanlarımıza esir olmaktan kulağımızın dikkati kurtarır. O yavaÅŸ yavaÅŸ ÅŸiirle aramıza girer, eseri geçici hislerimizin ifadesi olmaktan kurtarır. Dilin hamuruna gerektiÄŸi gibi ÅŸekil vermemizi temin eder.

       Åžiir hakkında bu tarz düÅŸünen, onu sonunda insandan ayıran bir adamın niçin roman yazdığını ÅŸimdi bana sorabilirsiniz. O zaman size derim ki, ÅŸiir, söylemekten ziyade bir susma iÅŸidir. İşte o sustuÄŸum ÅŸeyleri hikaye ve romanlarımda anlatırım. Onun için mümkün olduÄŸu kadar kapalı alemler olmasını istediÄŸim ÅŸiirlerimin anahtarlarını roman ve hikayelerim verir.

       Åžiir ve sanat anlayışımda Bergson'un zaman telakkisinin mühim bir yeri vardır. Pek az okumakla beraber o da borçlu olduÄŸum insanlardandır. Fakat 1932 yıllarında Schopenhauer ve Nietzsche'yi çok okuduÄŸumu da hatırlatayım. Rüya meseleleri beni Freud ve psikanalistlere götürdü.

       Ä°ÅŸte sanatım hakkındaki fikirlerimi öÄŸrendiniz. Ne kazandınız? Orasını bilmem. Kendime gelince... İnsan o kadar mühim deÄŸildir. Ben herkes gibiyim.

       Bu mektubu biraz da çocukluÄŸuma göndermiÅŸ gibiyim. Bilmem liseniz hâlâ eski yerinde, yani Ambarlı'da mı? Sizinle konuÅŸurken, sizi hep orada tasavvur ettim. Bana vaktiyle olduÄŸum genç adamı hatırlattınız. Onun heyecan ve coÅŸkunluÄŸunu yaÅŸadım. Size teÅŸekkür ederim. ArkadaÅŸlarınıza ve hocalarınıza selam ve dostluklarımı, baÅŸarı dileklerimi söyleyin.

       Minnettarım. Mesut ve çalışkan olun, aziz yavrum.



AHMET HAMDİ TANPINAR

( Bu metin Bahçe dergisinin 22. sayısından alınmıştır. )

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/4/2009 - ***GİZLİ RESİMLER***


 

 

 

 

 

 


  
  
 


 
 

WEIRD WALKING COW.....
Warning: Do not view while drinking.

  TUHAF YURUYUSLU INEK

UYARI: Ä°çki içerken izlemeyiniz
  
  
 

 
CAN YOU SEE 10 FACES IN THE TREE
AGACTAKI 10 YUZU GOREBILDINIZ MI?  
  
  
 

 
 
THERE'S A FACE IN HERE. CAN YOU SEE IT?
 
Bu resimde gizli bir yüz var. Onu görebiliyor musunuz?
  
  
  
 



 
 
CAN YOU SEE THE BABY? 
BEBEGI GOREBILIYOR MUSUNUZ?
  
  
 

 
 
CAN  YOU SEE THE KISSING COUPLE?
OPUSEN CIFTI GOREBILIYOR MUSUNUZ?


 
 

 

CAN YOU SEE THE THREE WOMEN? 

UC KADINI GOREBILIYOR MUSUNUZ?
  
  
  
  
  
  
  
 
Can you tell the difference between a horse and a frog?
Bir kurbaga ile bir at arasındaki farki soyleyebilir misiniz?
Watch closely... 
Yakından bakın
 

 

 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/4/2009 - MASALIN ADI BAHAR

Masalın adı bahar

/Penguenler herkesten erken uyandılar. DaÄŸlarda, düzlerde, denizde
ve havada ne kadar kardelen varsa hepsini uyandırdılar. Cemreler de
işte bunu bekliyorlardı. Onlar da uyanan kardelenlerin ve penguenlerin
yanına koştular, el-ele oyunlar oynamaya başladılar/

***

canımın içi ben de;
bu sabah çok erken uyandıracağım seni, öperek dudaklarından
güneÅŸten önce girip gözlerine, çiçekler koklayacağım saçlarından
bu sabah yastık kavgası yapmadan, umutlarımızı da alıp yanımıza
önce sıradan bir kahvaltı yapalım, sonra hep birlikte çıkalım sokaklara.

güneÅŸ aldatmaz ama,
biz gene koruyalım kendimizi, havanın renklerine kanmayalım
önce ihanet kurÅŸunu vurur güzellikleri, bunu hiç unutmayalım
geldi mi zor gider bilirsin, baharda yakalandığın soğuk sancısı
daraÄŸacı olur sallanır yüreÄŸinde, üç damla kış ayazı, üç fidan gözyaşı.

dinle bak, ver kulağını,
bulvarlarda coÅŸkulu kuÅŸ sesleri, bin türkü gibi ÅŸakırken dallarda
geçmiÅŸ baharlar nasıl uyanıyor, onurlarıyla yattıkları daÄŸlarda
ÅŸimdi biz alalım elimize renkli kalemlerimizi, bütün insanlar alsın
baÅŸtan sona baharla boyansın yeryüzü, üzerine yürekli ÅŸiirler yazılsın.

canımın içi, nasılsın,
yeni çiçekler keÅŸfetmeye hazır mısın, hepsine senin adın konulsun
saplarında küçük ve yeÅŸil yapraklar, onlar da çocuklarımız olsun
ışıltılı derelerde yolculuk gibi, hafif bir mızrabın öpmesiyle telleri
gün ışığında yakamozlar açsın, gözlerinden ışık saçan yıldızlar misali.

korkma ver ellerini,
iÅŸte düÅŸüyor akÅŸam alacası ama, ardından karanlık gelmeyecek
bu günlere vurduÄŸumuz aşı tutarsa eÄŸer, ışıklar hiç sönmeyecek
kirli-paslı tüm sözcükler yakılmıştır çünkü, magmanın ortasında
yerlerine çocuklar aydınlığı yazmıştır, uçurtmaları kaçınca aÄŸlasalar da.

***

/Bir kitapçı dükkanında biz raflardaki kitapların harmanını yaparken hemen
yanı başımızda hiç büyümeyecek çocuklar vardı ve onlar hepsi birden aynı boyama kitabına, birer köÅŸesinden sahip çıkıyorlardı. İşte o kitap dünyaydı.
Biz bu masalı onlardan dinliyorduk, anlatan biz olsak da/

 

Cevat ÇeÅŸtepe

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/3/2009 - BBP lideri Muhsin YazıcıoÄŸlu'nun 25 yıl önce Mamak Cezaevi&#

Kategori: nerice

Agliyor



                                                                             Foto:Neriman Mert


ÜÅŸüyorum

Bir coÅŸku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taÅŸ duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aÅŸarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeÅŸme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
GüneÅŸle kol kola kırlarda koÅŸarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeÅŸme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluÄŸu düÅŸünüyorum
Ey sonsuzluÄŸun sahibi, sana ulaÅŸmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
GüneÅŸimi kapatmayın

Beton çok soÄŸuk, üÅŸüyorum…

Muhsin YAZICIOÄžLU



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/12/2008 - HİCRİ YENİ YILIMIZ HAYIRLI OLSUN

Kategori: nerice



HİCRİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ

Hicri yılı 33'e bölün
1420 : 33 = 43.03 (=43)
Çıkan sayıyı hicri yıldan çıkarın
1420 - 43 = 1377 (1.sayı)
1.çıkan sayıyı 622 ile toplayın.
1377 + 622 = 1999

MİLADİ YILIN HİCRİ YILA ÇEVRİLMESİ


Miladi yıldan 621 rakamını çıkarın
1999 - 621 = 1378 (2.sayı)
(2.sayı) çıkan sayıyı 33'e bölünüz
1378 : 33 = 41.75 (=42)
Bölümü 2.çıkan sayı ile toplayınız
1378 + 42 = 1420
Hicri sene, Miladi seneye göre her yıl 10-11 gün evvel, baÅŸlar. Hicri Kameri takvim her 33 senede tam bir devir yapar.

******************************************************************


 HİCRİ  YENİ YILIMIZ HAYIRLI OLSUN

 Hicri 1430 yılına giriyoruz. (29 Aralık - Muharrem 1 )Tüm kardeÅŸlerimizin hicri yeni yılını tebrik ediyoruz. Bu vesile ile Hicri takvim nedir? Ne zamandan beri uygulanmaktadır? Hicri yeni yılın ilk ayı olan Muharrem ayına özel bir ibadet var mıdır? Peygamberimiz yeni yılı nasıl karşılamıştır? AÅŸure günü nedir? AÅŸure gününe özel bir ibadet ÅŸekli var mıdır? soruları ile ilgili kısaca bilgi vermek istiyoruz...

Hicri tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Mekke'den Medine'ye hicretiyle baÅŸlar. Ancak takvim baÅŸlangıcı olarak bu tarih, Hz. Ömer devrinde kabul olunmuÅŸtur. Ondan önce arapların belli bir tarihi yoktu. Bazı önemli hadiseleri (Hz. İbrahim'in ateÅŸe atılışı, Fil vakası vb.) tarihe baÅŸlangıç olarak gösteriyorlardı.

Hicretten on altı yıl sonra (638), dönemin halifesi Hz. Ömer'in emriyle Medine'de bir meclis toplanarak, tarih meselesine bir çözüm bulunması istendi. Hz. Ali'nin teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz. Muhammed (a.s)'in hicreti, İslâm tarihine baÅŸlangıcı ve Muharremin de bu yılın ilk ayı olması kararlaÅŸtırıldı. Böyle bir uygulamanın konulmasına sebep olarak ÅŸu iki husus gösterilmektedir. Hz. Ömer devrinde ibraz edilen bir borç senedinde ödeme için vâde tarihi olarak gösterilen Åžaban ayının, geçen yılın mı yoksa gelecek yılın mı olduÄŸu kestirilememiÅŸti. Ayrıca aynı dönemde Basra valisi olan Ebu Musa el-EÅŸ'arî'den gelen bir yazıda; Hilâfet makamından gönderilen kâğıtların hangisi önce hangisi sonra olduÄŸu ve hangisinin hükmüyle hareket edilmesi gerektiÄŸinin bilinmediÄŸi cihetle, bu sorunun acilen halledilmesi isteniyordu. Bu nedenlerle Hicret İslam tarihine baÅŸlangıç teÅŸkil etmiÅŸti.

Hicrî-Kamerî yıl, on iki aydır. İlk ayı olan Muharrem ile birlikte Receb, Zilkade ve Zilhicceye Araplar "eÅŸhur'i hurum" adı verir ve bu aylarda savaÅŸtan ve her türlü ÅŸiddetten uzak dururlardı.

Hz. Muhammed (s.a.s), bu ayın dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmayı ashabına tavsiye etmiÅŸti. Peygamber Efendimiz buyurur ki: "Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah'a izafet ile ÅŸereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur" (Riyazü's-Sâlihin, II, 504). DiÄŸer hadislerde, Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan ve pek çok önemli olayın cereyan ettiÄŸi "AÅŸûra günü'nde tutulan orucun, bir yıl önce iÅŸlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiÅŸtir" (Riyâzü's-Salihin, II, 509).

Emevilerin ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve hicri 61/milâdi 680 yılı Muharrem ayının onuncu cuma gününde vuku bulan Hz. Hüseyin'in ÅŸehadeti meselesinden dolayı Åžiilerce o gün matem günü sayılmış ve bu matem daha sonraları geniÅŸ çapta ve resmi bir hüviyete bürünmüÅŸtür.

AÅŸura günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde, tarihte pek çok önemli olayın meydana geldiÄŸi rivayet edilmektedir. Bunlar arasında ÅŸu olayları saymak mümkündür:
- Nuh (a.s)'un gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması bu güne rastlar. BilindiÄŸi gibi bu olay, Hz. Nuh'a inananların bir gemi vasıtasıyla kurtulduÄŸu ve inkarcıların da bütünüyle yok olup gittiÄŸi bir olay olmuÅŸtu.
- Bunun yanında, Hz. Adem'in tevbesi,
- Hz. İbrahim'in ateşten kurtulması ve
- Hz. Yakub'un oÄŸlu Hz. Yusuf'a kavuÅŸması bu güne rastlar.
- Öte yandan Muharrem ayının onaltıncı günü Kudüs'ün kıble tayin edildiÄŸi ve
- on yedinci günde Fil ashabının geldiÄŸi gün olduÄŸu nakledilenler arasındadır.

Muharrem ayının Osmanlılar devrinde de ayrı bir yeri vardı. Bu ay dolayısıyla ÅŸairlerin yazdığı ve "Muharremiye" adı verilen manzum ÅŸiirlerin sayısı oldukça kabarıktır. Ayrıca yeni sene başı olması hasebiyle bu ayda, devlet erkanı, padiÅŸahın huzuruna çıkarak yeni yılı tebrik eder ve padiÅŸahın "Muharremiye" denilen hediyelerini alırlardı.

Muharrem ayı Osmanlı arÅŸivlerinde "Muharremü'l-Haram" ÅŸekliyle geçmekte ve kısaca "mim" rumuzuyla gösterilmektedir.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/12/2008 - MUTLU YILLAR...

Kategori: nerice

365 gün... dile kolay... gerilerde bırakıp acısı ,tatlısı ile...
geçmiÅŸi geçmiÅŸ ile yolculayıp yeni bir sayfa açmalıyız...
ailece,arkadaÅŸ ve dostca...
tüm yurdumun insanı ile milletce...
birlik beraberlik içinde mertce...
bayrağımıza ,vatanımıza ,cumhuriyetimize sahip çıkarak,
sevgi saygı çerçevesinde, yeni bir 365 güne merhaba demeliyiz.
'Ne Mutlu Türküm Diyene'
                                                                                            Selamve Dua İle...
Tüm İslam Aleminin Ve Dostlarımın Yeni Senesi Kendisine Ve Sevdiklerine Mutluluk Getirsin.
NERİMAN MERT

      
   

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/12/2008 - YURDUM İNSANINDAN FİKİRLER...

Kategori: komiklik
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

İnsanlara "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok. Şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz. Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin. Hem... Şimdi başlamazsanız, belki de söyleme şansınız hiç olmayabilir... Kalıcı dostluklar adına merhabalar..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
ArÅŸiv
Blog RSS
Milliyet Kitap
Karmaturka canlı müzik
atatürk"ün biyografisi
Gezi dostları
İstanbul Devlet Tiyatrosu
KiÅŸisel GeliÅŸim Merkezi
3 Boyutlu Hat Çalışması
profilim
Anasayfa
KahveMolası
Edebiyattürk
Türk Askeri
fotoalbümblog
ÅžiirSevenler
netfotograf

Kategoriler

ArkadaÅŸlar

sevda1000
dogangunes1000
kumhavuzu
birkadin17
gulpare81
metekan
aydanur42
busecegunler
phkedx
doga09
koaksiyel
gulergun
seyristanbul
sevgiliask
Esma-ul Husna
sitene ekle
Şiirlerimi okumak için tıklayın.
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:17
| Sonraki Sayfa
Sinema film fragman
ve muhabbet yeri!

Fun with Budgies - For more amazing video clips, click here
İlgili aramalar: müzik - ebru gündeş - ölümsüz aşklar 2008 -  ebru gündeş -  ölümsüz -   aşklar 2008
İlgili aramalar: müzik - kızıl mavi ebru gündeş -  ebru gündeş -  kızıl mavi -  ebru gündeş kızıl mavi